11412333 1597162357239920 1745618957550647106 n Naashavaan
20 Sep 2016 02:25

Merhaba, yaklaşık 1 ay önce her zaman olduğu gibi bir saat içerisinde karar verip çantamı hazırlayıp yola çıktım ve cebimde de 20 lira vardı, aslında bu bana fazlasıyla yeterdi ve eve döndüğümde ise cebimde 6 tl var idi. Çantamda ise 4 konserve yolda topladığım armut, nar ve keçiboynuzu vardı. Ve şimdi gelelim kafamdaki bana ait olan yüzlerce hikayenin sadece birine ve bu hikayenin sanırım çok etkisi oldu. Etkisi oldu, çünkü iki hafta önce geldim ve  ayaklarım hala yara. Başlayalım mı? 

İlk gün adana'dan mersin'e doğru otostop çekmek için otobana çıktım beni biri aldı ve gişelere kadar bıraktı oradan devam ederek bir minibüs tipinde araca bindim, araçta iki güzel arkadaşım var idi onlar da otostopla geziyordu. Sağ olsunlar beni mersin'e kadar bıraktılar. Kısaca anlatayım, mersin'den silifke'ye bir abi şirin mi şirin arabasıyla bıraktı, bırakırken de bana pazardan aldığı elma ve armutlardan birer tane verdi. Ve bir mezarlığın önüne bıraktı, iyi ki bıraktı. Sayesinde şişeme suyumu da doldurmuş oldum. Siz siz olun sahil olan bir şehirde asla suya para vermeyin. Ve mezarlığın hemen önünde bir tır durdu aldı beni. Abi ile bayağı kaynaştık ve beni fethiye'ye kadar bırakabileceğini söyledi bu haberi duyar duymaz çok sevindim ve çantamdaki bir tane elmayı abiye verdim. Ama şöyle ki anlık kararlar ve anı yaşamak her zaman güzel olacağını düşündüm, anamur'a varınca abinin beni indirmesini istedim sağ olsun güzel bir sohbeti vardı. Ama benim amacım geze geze rüzgarın beni götüreceği yere gitmekti. Anamur'da sahilde çadırımı kurdum. Sabah anamur'un çıkışına kadar bir abi bıraktı. Bir petrolün çıkışında bir bataklık vardı gizli bir yerdeydi. Uzun bir süre kimse almadı ben de o bataklığa doğru yaklaştım, bataklıkta bir hareketlilik vardı, derin bir şekilde baktığımda çok şaşırmıştım ve lağımda tamı tamına 5 tane karette karetta vardı. Çok derin bir lağımdı ve petrole gidip durumu anlattım kimse takmadı beni. Ben de giremiyordum lağıma, girseydim bir daha oradan çıkamayacaktım maalesef. Lağıma taş atarak onları korkutup temiz bir yere çekmeye çalıştım ve başardım. Oradan devam edip bir kaç kilometre öteye bir abi bıraktı. Orada da biraz fazla bekledim ve jandarma aracı durdu ve kimlik kontrolü yaptı. Sanırım biri beni şikayet etmişti. Kimlik kontrolünden sonra jandarma özür diledi bende benim de yapabilecek birşeyim yoktu üzülmekten başka. Bu arada yüzüm güzel olmadığı için ve sakalım da olduğu için defalarca jandarma kontrolüne girdim. Oradan da bir tır aldı beni tekrardan. Dim çayı'na doğru gittim. Yolda ise o kadar çok muz ağacı vardı ki muhteşem görünüyorlardı. Dim çayı'ndan yürüyerek Dim barajı'na doğru yürüdüm, zirvede mısır satan bir abi ve deve vardı. Evet evet deve. Barajın üzerinde deveye binmek.. Gerçekten aşırı derecede güzel birşey idi. Tabi ki oradaki amcayla yarım saat sohbet ettik ve beni deveye ücretsiz bindirdi, yürümemin hakkını aldım diyebilirim. Tekrar aşağıya indim. Yolda ise bir kaç meyve ağacından meyve topladım ( izin alarak tabi ). Karanlık yavaştan çöküyordu ve çadırımı kurabileceğim bir yer bulmam lazımdı. Ve kimse çeşmesinden su vermiyordu ben de mecburen su aldım ve fiyatını sormadan aldım ve benden tamı tamına 5 tl aldı ve bu aşırı derecede moralimi bozdu. Ben de saat 20.00'i bekledim. Karanlık çöktü ve su aldığım restaurantın bir oturma yeri yani çardakları vardı karanlık çöker çökmez o çardakların birine çadırımı kurdum ışığımı da açmadım ve uyudum. Sabah erkenden de yola koyuldum. O 5 tl'nin acısını çıkarmam lazımdı. Oradan devam ettim ve Köprülü kanyonu'na doğru yol aldım. Alanya'ya kadar bir abim bıraktı onunla da güzelce sohbet ettim. Alanya'nın çıkışında ise bir motorlu abi aldı. O da yeni işinden ayrılmış morali bozuk. Sohbet ede ede motorun üzerinde hızlı hızlı gidiyorduk. Ve onun kararını değiştirip beraber Köprülü kanyonu'na gittik beraber kamp yaptık ve çantamdaki konservelerden birini ona verdim. Sabah tekrar yola koyuldum. Motorlu abi konya'ya doğru gitti ben de antalya'ya doğru devam ettim. Antalya öss birincisi beni aracına aldım kemer'e kadar bıraktı kemer'de de iskender ısmarladı. Kemer'de iskender vaov. Hatta beni kemer'in çıkışına kadar bıraktı. Oradan çıralı ve olimpos'un arasında bir yerde kamp attım. Hatta olimpos'a giriş ücretliydi, kart ile girebiliyordun. Kapıda yaklaşık  1 saat bekledik ve bir abi kartını bize verip gitti. Olimpos'a  ücretsiz girdik. Girdik diyorum çünkü yolda 2 arkadaş edindim onlar da likya'yı yürüyorlardı diğer gün yollarına devam edeceklerdi. Çok güzel vakit geçirdim Selim ve Özgür ile. Sabah oldu olimpos'tan adresan'a gidecektim ve hiç kimse durmadı. Yürüyerek gittim o yolu. Çok yokuş vardı ama pek zorlanmadım diyebilirim. Adresan'da zabıta abi bana bir kaç keçiboynuzu verdi ve orada halk plajında kaldım. O gün 2 defa yemek yedim, ilki saat 15.00 gibi bir abi mangal yapıyordu beni davet ettiler, ikincisi ise akşam 21.00'de üniversite'ye yeni başlamış 4 tane pırıl pırıl genç ile yemek yedik. Diğer gün korsan koyu'na doğru yol aldım ve yine kimse durmamıştı ve ben yine yürüyerek yoluma devam etmiştim. Korsan koyu'nda iki abiyle tanıştım ve nerelisiniz dediğimde 'likyalıyız' dediler ve ben çok şaşırmıştım, hala da şaşkınım. Beraber yemek yedik makarna ve balık yemeye davet ettiler. Hatta eğer paran yoksa sana verebiliriz vs diye cümleler kurdular yine de teşekkür ederim ama benim amacımın farklı olduğunu söyledim. En düşük bütçe ile gezmekti ve birilerini teşvik etmekti. Oradan da Alakır vadisi'ne yani Birhan ve Tuğba çiftini ziyaret etmekti. Daha önce hiç gitmemiştim, sora sora gidecektim. Korsan koyu'dan alakır köprüsü'ne doğru 1 saat yürüdüm ve bir abi beni mavikent'e kadar bıraktı ve oradan da alakır köprüsü'ne doğru yürüdüm kimse almayınca. Köprü'ye vardığımda hemen köşede bir ev vardı ve bir abi çalışıyordu, çimleri kesiyordu makinesiyle. Konuştuk güzel güzel sohbet ettik. Beraber güzel bir yemek yedik. Tarifimi de aldım yola koyuldum. Alakır barajı'na kadar tekrar tekrar kimse almadı beni ve yine yürüyerek gittim. Baraj'a vardığımda ayaklarım aşırı derecede şişmişti. Yavaştan da karanlık çöküyordu. Alakır barajı'nı geçtikten yarım saat sonra bir mescit ile karşılaştım. Su yoktu ama lavabosu vardı. Küçücük bir mescit idi ve karanlık çökmeden oraya girdim uyumaya çalıştım. Fareler sürekli ses çıkarıyordu uyumakta zorlanıyordum ama sonunda uyumuştum. Mescide gelene kadar karşıdan gelen araçların hepsine selam veriyordum ki yanlış anlamasınlar diye lakin tam mescide girip uyuyacaktım ki bir araca selam vermeyi unuttum. Uyuduktan 1 saat sonra kapıda sesler duydum ve uyandım. Kapıdan içeri 3 kişi girdi ve ellerinde silahlar yüzlerinde ise siyah maskeler vardı. Hayatım boyunca ölüm bu kadar yakın değildi bana ve aşırı derecede korkmuştum. Ellerimi arkaya aldılar ve kelepçelediler. Mescitten dışarı çıktım ve yere yatırıldım. Ve sonradan farkına varmıştım ki o 3 kişi jandarma idi.. O selam vermediğim kişi ise beni şikayet etmişti. Sanırım tekrar yüzümün güzel olmaması ve sakalımın olmasından dolayı beni farklı biri olarak görmüşlerdi. Çantamı aradılar, zarar verebilecek eşyalardan sadece biber gazı ve bıçak vardı. Kimliğimi aldılar ve beni merkeze götürdüler. Herşeyi tek tek anlattım, benim deli olduğumu düşündüler. İki saat tuttular beni orada ve her gelen asker veya rütbeli kişiler bana aynı soruları sorup duruyorlardı. Yanıma aldığım psikolojik kitaplara kadar sordular. Gece 00.00 olmuştu ve ben merkezden çıkmıştın ve yine özür dilediler benden. Bir camii aradım ve içine girip bir köşede yattım. O gün gerçentek uzun bir geceydi hatta upuzun bir gün idi. O gün 60+ km yürüdüm ve tırmandım. Bir önceki gün ise 40+ km yürümüştüm. Sabah fethiye'ye gittim orada da bir gece kamp attım ve oradan da geri döndüm adana'ya. 

Ve ufak bir not; yolda çok şeker bir abiyle tanıştım ve mesleğini öğrendiğimde ne kadar sevinçliydim bir bilseniz. Mesleği de tam olarak şu idi; elmalı şekerin sopasını üretiyorlardı. Ve sopaları asla plastiktek yapmıyorlardı. Nedeni ise 'güpgüzel çocuklarımız o pis plasiklerden yemesin' demişti.

Adım Mahsun Aydın. Size ufak ama etkili bir kaç taktik vereceğim. Tek başınıza gezecekseniz ya da geziyorsanız ve de kimseniz yok ise çadırınız da yanınızda değil ise camii, otobüs terminali veya hastane acilinde kalmayı tercih edin. Türkiye'de en sıcak yerler oralardır. Ben bu üç yerde yüzlerce kez yattım. Hatta AŞTİ'yi bilirsiniz, yani ankara terminali.  Sadece orada 20'den fazla yatmışımdır. 

Alakır barajı'ndaki günümde bir fotoğraf tek çektim ve onu da sildim. Bazen özel anılar sadece aklınızdakilerdir.

Naashavaan'ın anlamı hintçe 'ölümlü' demek.

Hoş kalın.